DOLAR

18,8342$% 0.02

EURO

20,1338% -0.39

STERLİN

22,5699£% -0.35

GRAM ALTIN

1.131,46%0,02

ÇEYREK ALTIN

1.877,00%-0,52

BİTCOİN

433749฿%0.80284

Akşam Vakti a 18:32
Karaman HAFİF KAR YAĞIŞLI -3°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Gündoğdu Yıldırım

Gündoğdu Yıldırım

08 Ekim 2022 Cumartesi

Çin Atasözleri

Çin Atasözleri
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Can Ataklı, “Genç Beyin” dergisinde rastlamış. Sosyal medyada da hayli dolaşmış. Çeşitli ülkelerden çok güzel atasözleri derlenmiş, “Ben de sizlere sunmak istedim!” diyor.

İşin doğrusu atasözleri çok hoşuma gitti.
Büyülendim…
Şunu fark ettim…
Atasözleri ile medeniyetlerin paralelliği var…
Büyük medeniyetlerin atasözleri de güçlü, manası da derin…
Çinlileri her zaman ciddiye alırım, kurdukları medeniyeti çok önemserim.
Tarihte çok önemdirler…
Avrupalılar da iyidir ama Çinliler bir başka…
“Başkalarını azarlar gibi kendini azarla, kendini affeder gibi başkalarını affet. Çin”
“Bir ülkede küçük insanların gölgeleri uzuyorsa, o ülkede güneş batıyor demektir. Çin”
“Birine bir balık versen doyar bir defa; balık tutmayı öğret doysun ömür boyunca. Çin”
“Bir yıllık refah istiyorsan tahıl yetiştir, on yıllık refah istiyorsan ağaç yetiştir, yüz yıllık refah istiyorsan insan yetiştir. Çin”
“Yüreğinde yeşil bir dal saklarsan, şarkı söylemeye bir kuş gelecektir. Çin”
“Yürüyen üç aptal, oturan üç bilgeden daha çok yol alır. Çin”
“Önemli olan hayata yıllar değil, yıllara hayat katmaktır. Çin”
“Değişim rüzgârları eserken akıllılar yel değirmeni yapar, aptallarsa duvar örer. Çin”
“Duyarsam unuturum, görürsem hatırlarım, yaparsam öğrenirim. Çin”
“Bir köpeğin karnını doyuruyorsan ve ona barınak veriyorsan bu senin köpeğin sahibi olduğunu göstermez; köpeği bırak, geri gelirse köpeğin sahibi sensin demektir! Çin”
Ne kadar büyük sözler değil mi?
Ne diyor; eğitime yatırım yap, insanı eğit…
Ne kadar yaşadığın değil yaşadığın zaman içinde ne yaptığın önemlidir, diyor.
Konuşma, boş laf yapma üret…
Liyakatten bahsediyor, yetersiz kişilerin hak etmediği yerlere geldiklerinde o ülkenin sonunun geldiğini söylüyor.
Bu günün dünyasının keşfettiği empati kavramını kaç bin yıl öncesinden keşfetmiş, yaşam tarzı haline getirmiş, “kendini eleştir, kendinden başla…” diyor.
Eğitimin temeli olan “Yaparak, yaşayarak öğrenme…” yöntemini hayata geçirmiş…
Değişimin, dönüşümün, bilimin önemini kavramış…
Toplumsal yaşamın, insan ilişkilerinin ve de psikolojinin kitabını yazmış…
Çin bu gün güçlü ve medeni bir ülke ise bunu neye borçlu oldukları ortada…
Çin atasözleri her şeyi anlatıyor.

Devamını Oku

Zafer Bayramı

Zafer Bayramı
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Her ülkenin bir hikayesi vardır her insanın bir hikayesi olduğu gibi…

Hikayesiz ne insan ne ülke ne de anakara vardır…

Kurtulmak, bağımsız olmak; yenmek…

Zaferle ilgilidir.

Yenilmek, bağımlı olmak, teslim olmak…

Kaybetmekle ilgilidir…

Baş Komutanlık Meydan Muharebesi, (Büyük Taarruz)

Zafer demektir…

Başkomutan Mustafa Kemal, Yunanlıları denize dökmüştür.

Bağımsız bir devlet kurulmuştur…

Kolay kurulmadı bu ülke…

Nice insan şehit düştü gazi oldu…

Kimileri, yurdun düşmanlardan kurtulması için verilen mücadeleyi önemsiz göstermeye, değersizleştirmeye çalışıyor…

Hatta, daha ileriye gidiyor…

Bu ülkede “Kurtuluş Savaşı” verildi mi?

Bir senaryo…

Diyor…

Daha neler neler…

Ne acı değil mi?

Bir zaman sonra her şeyi yalana indirgemek…

Yok saymak…

Bu kadar kolay….

Kardeşim yalan mı?

Al sana…

Suriye…

Irak…

Libya…

Mısır…

Ürdün…

Hepsi de kâğıt üzerinde ülke…

Ülkesine sahip çıkmayan…

Bağımsızlığın ne kadar önemli olduğunu kavramayan…

Milletlerin sonu…

Daha doğrusu…

Kurtulmanın yalan olduğuna inananların sonu…

Ülkeyi sevmek yetmez…

Üretmek, katkı sunmak gerek.

Geçmiş geçmişte kalmaz…

Gelecek geçmişle örülür…

Geçmişini unutanın geleceği olmaz…

Resmî törenlere indirgenmiş bir bayram…

Kuru milliyetçilik…

Hamasi nutuklar…

Geçmişi unutturur…

Geçmiş unutulmasın…

“Keşke Yunan galip gelseydi” diyen bir nesil yetişmesin.

Çağdaş, uygar bir ülke geçmişini unutmaz…

Ülkenin kurtuluşunu zaferle taçlandıran Başkomutanlık Meydan Muharebesini…

Asla…

Devamını Oku

Kadın Nasıl Giyinmelidir?

Kadın Nasıl Giyinmelidir?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Zeki Sarıhan diye bir köşe yazarı, “Kadın Neden Derli Toplu Giyinir?” diye bir yazı yazmış. Aslında yazı, “Kadın Neden Derli Toplu Giyinmeli?” olacakmış, çok tepki toplar diye başlığı değiştirmiş. Kendisi öyle söylüyor.

Yazıyı okuyunca şok oldum, “Akademik bir unvanı yoktur umarım” dedim ve Zeki Sarıhan’ı internetten araştırdım. Eğitimci, yazarmış bir sürü kitapları varmış.

Kitapları da düşünce konuları üzerine…

Erkeklerin, kadınların nasıl giyineceği konusunda söz söylemeye hakkı da yoktur, haddine de değildir.

Kadın, nasıl giyineceğine kendisi karar verir.

Ama, ancak, fakat, lakin…

Olmaz…

Bu konu bu kadar nettir.

Ne diyor yazar:

“Bir kadının giyimine dikkat etmesi demek; vücudun büyük bölümünü diğer insanlardan, özellikle erkeklerden sakınacak biçimde örtmesi demektir.”

Kadın neden erkekten korunmak için örtünsün?

Yazar, eski çağlarda da kadının gereği gibi örtündüğünü söylüyor. Anlaşılan taş duvarlara çizilmiş kabartma resimlere hiç bakmamış ya da bu konuda hiç bilgisi yok.

“Köylerde, işçi semtlerinde, kentlerin varoşlarında yaşayan kadınlar; vücutlarının hangi bölgelerini giysileriyle örtmeleri gerektiğini çok iyi bilirler.”

Bu cümlenin masumane bir tarafı yok. Ne demek “kadınlar, hangi bölgelerini örtmeleri gerektiğini çok iyi bilirler!”

Kadını küçük düşürücü, suçlu ilan edici, cinsiyetçi bir dil kabul edilir değildir.

“Kadının vücudunun gerekli yerlerini örtme ihtiyacı duyması, kadınlığın fıtratında yatar. Yani bu doğuştan gelen ve hayat boyu süren biyolojik bir zorunluluktur.”

Bu yaklaşıma ne demeli?

Yazara göre kadın, doğuştan örtünmek içgüdüsü ile dünyaya geliyor.

Tarih öncesi çağlar sayılmıyor.

İlkçağ, orta çağ ya da yakın çağ…

Dünya tarihi yok hükmünde…

“Erkeklerin giyim kültürü de vardır fakat onların kapatmaları gereken bölgeleri kadınlarınki kadar değildir.”

Daha doğrusu erkeğin nasıl giyindiğinin bir önemi yoktur. “Erkek, istediği gibi giyine bilir.” demek istiyor.

“Erkeklerin gözleri daha çok kadınlar üzerindedir.”

Tüm erkekler suçlu sayılmış, zan altında bırakılmış.

Yazar erkekleri çözmüş kendince…

“Toplum “açık saçık” giyinen kadını kendi içine kabul etmez.”

Bu cümleye verilecek bir yanıt bulamıyorum.

Burjuvaların açık giyindiğinden dem vuruyor ve sistemin sanatçılarının vücudunu teşhir ettiğinden bahsediyor, “Devrimci sanatçı bu bayağılığa düşmez.” diyor.

“Hiçbir kadın “pasaklı” biri olmak istemez.”

“Her kadın, başkalarının ilgisini çekmek ister.”

Kadının pasaklı olmak istememesi, başkalarının ilgisini çekmek istemesi gibi toptan hüküm içeren bir yargı ne kadar doğrudur ne kadar ahlaki bir yaklaşımdır?

“Bu akım Türkiye’ye burjuva Batı’dan sirayet etmiştir.”

“Açıklığı “medeniyet “in bir gereği sayıyorlar.”

Açık giyinmeyi, batının bir etkisi olarak görüyor. Dünyada tek batılıların açık giyindiğini var sayıyor. Anlaşılan diğer kıtalardan haberi yok ya da diğer kıtaları dikkate almıyor.

“Burjuvazinin alabildiğine açılmayı tercih ettiğini, halkın ise derli toplu giyindiğini söyleyebiliriz.”

“Devrimden umudu kesen bazı genç kız ve kadınlarımız vücutlarını mümkün olduğunca açmayı bir devrim sayıyorlar.”

Yazar bu yazıyı ilerici olduğunu düşünerek yazıyor ama yazının sonuna da “Benim gibi bu konuda fikir yürüten birinin de “gerici” olarak damgalanması riski var.” diye de ekliyor.

Zeki Sarıhan’ın köşe yazısı, bilimsel gerçeklerden çok uzak, ahlaki de değil, etik de değil; psikolojik, sosyolojik, tarihi bilimlerde de geçerliliği yok.

Yazı baştan aşağıya bilim ve mantık dışı…

En garibi de eğitimci yazar Zeki Sarıhan’ın bu yazıyı; ilerici, demokrat kimlikle kaleme almış olmasıdır.

Ne diyelim…

Devamını Oku

Batıl İnanç

Batıl İnanç
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Okulda okurken bize öğretilen; her toplumun bir inancı olduğu, inançsız bir toplumun olmadığıydı. Bildiğim; dünyada bir sürü inançlı ve inançsız toplumun var olduğudur, her toplumun da kendi inanç dünyasında yaşayıp gittiğidir.

Hangi toplumun inançlı hangi toplumun inançsız olduğu derdim değil, derdim; çoğu inancın dinle bir alakasının olmadığıdır.

Dinle alakası olmayan bu inançlara “batıl inanç” denilir.

Batıl inançlar; genellikle bilgisizlikten, bilimsel bilgilerin veya nedenselliğin yanlış anlaşılmasından, kadere veya büyüye inanmaktan, doğaüstü etkileri algıladığını sanmaktan veya bilinmeyene karşı duyulan korkudan kaynaklanıyor.

Batıl inançlar; çoğu zaman şans, kehanet ve belirli ruhani varlıklarla ilişkilidir.

Yaygın bazı batıl inançlar; yolculuğa çıkan birisinin arkasından yere su dökmek, merdiven altından geçmemek, gece tırnak kesmemek, kara kedi görmenin uğursuzluk getireceğine inanmak…

Bazı batıl inançlar var ki; akla ziyandır. “Batıl inanç” demek bile yetmez.

Yatalak hastalar için; “Gördünüz mü? Yaptıklarını şimdi çekiyor…”

İntizarla ilgili, “babası, anası beddua etti; bu hale geldi!”

Kişi, ne yaşattı ise yaşamadan ölmez…

Her olumlu ya da olumsuz duruma dini bir neden bulmak…

Akla ziyandır…

Cuma günü ölen Allah’ın sevgili kulu…

Karda, kışta ölüm günahkâr…

Kafanızı kaldırın dünyaya şöyle bir bakın, kimler ne yaşıyor. Dünyada yaşam nasıl sürüyor…

Dünyada belli zamanlarda meydana gelen felaketleri hiç mi görmüyorsunuz?

Bu yaşanan felaketler sizlere hiç mi ders olmuyor?

Her an her şeyin olabileceği bir gerçek…

Kişinin ne zaman ne yaşayacağı da milyarlarca olasılıklar arasında…

Yaşanan tüm olayların da kendi içinde bilimsel bir nedeni var.

Olup biten her bir olay nedenli…

Yaşamı biraz da coğrafya belirler…

Boşuna “coğrafya kederdir!” denmemiştir.

Köy, şehir, kent…

Bölge, ülke, ana kara…

Kıtalar…

Hiç fark etmez.

Dağda yaşayan bir çobanın, sanayi bölgesindeki bir fabrikada elini veya kolunu makineye kaptırması olası mı?

İç Anadolu’da tsunami felaketi yaşanır mı?

Afrika’da yaşayan bir yerliyi metrobüs çarpar mı?

Arabistan’da yaşayan bir kişi çığ altında kalır mı?

Ya da uçağın olmadığı bir şehirde kişi uçaktan düşüp can verir mi?

Kişinin yaşadığı yer, kişinin yaşayacaklarını da belirler.

Kişilerin yaşadıklarını inançsal nedenlere bağlayarak kişi hakkında bir çıkarımda bulunmak, kişileri suçlamak veya aklamak kişilere yapılmış en büyük saygısızlıktır.

İnsani de değildir, vicdani de değildir.

Batıl inançları, dini inançla karıştırmamak gerekir.

Dinin de kendi içinde bir mantığı vardır.

Batıl inançlar; akılla, mantıkla açıklanamaz.

Dinle de açıklamaz…

Adı üzerinde, batıl inançtır…

Devamını Oku

Bir Önerim Var!

Bir Önerim Var!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Toplumun hızla kirlendiği konusunda herkes hem fikirdir. Kime sorarsan sor, kiminle konuşursan konuş; herkes aynı şeyi söyler, aynı şeyden dert yanar…

Toplumun kirlenmesinden şikâyetçi olmayan yoktur.

En son KPSS’de yapılanlar ne çok kirlendiğimizin en büyük göstergesidir.

Tamam da…

Toplumda var olan, giderek artan bu kirlilik nasıl çözülür? “Hadi bir de bu şikâyet ettiklerine bir çözüm öner.” dediğinde kişiler şaşar kalır.

Kişilerin ağzından, çözümle ilgili bir cümleyi bırakın bir kelime çıkmaz…

Çünkü tek bildiğimiz her şeyden, herkesten şikâyet etmektir.

Şikâyet konusunda üstümüze yoktur.

Neyse…

Toplumun bu kirlenmesine çözüm olarak…

Âcizane bir önerim var…

En büyük sorunun ahlak sorunu olduğu katidir.

Ahlakla ilgili bir seferberlikten bahsediyorum.

Kurum, kuruluş fark etmez; ülkede kim var, kim yoksa…

Topyekûn ahlak meselesi üstüne düşmeliyiz…

Tek derdimiz “ahlaklı bir toplum” var etmek olmalı…

Tüm okullara ahlak dersi konmalı, bu dersi de ahlak öğretmeni okutmalıdır.

Üniversitelerde gerçekleştirilen tüm sosyal etkinliklerde “ahlak” konusunu işlemelidir.

Yollar, sokaklar, meydanlar; alışveriş merkezleri, sosyal tesisler “ahlak” üzerine söylenmiş özlü sözler, atasözleri ile donatılmalıdır.

Diziler, filimler, eğlence programları, söyleşiler, tartışma programları… Ahlak temalı olmalıdır.

İbadet yerlerinde “ahlak” anlatılmalıdır.

Siyasilerin ahlaklı davranışlar sergilemesi hayati önemdedir.

Ülkenin yöneticileri, hakkaniyetli davranmalı, liyakati esas almalı; her konuda şeffaf olmalıdır.

İyi olmaz mı?

Ne dersiniz…

Farkındalık yaratmak, toplumu ahlak üzerine odaklamak…

Toplumun kanayan yarası ahlak konusunu irdelemek…

Toplumu dönüştürmek için iyi bir yöntem olacağı kanaatindeyim.

Ahlaklı olan toplum ne soru çalar ne soru çalmaya yeltenir.

Değil soru çalmak, soru çalmaya yeltenmek; hakkı olmayan hiçbir şeyi almaya yeltenmez.

Liyakati esas alır…

Kişi haklarına sonuna kadar saygı duyar…

Adalet ve eşitlik kavramları gerçek anlamda hayat bulur.

İdeal toplum var olur…

Toplum olarak, topyekûn kirlilikten arınma seferberliğinden bahsediyorum.

“Bir önerim var!” diyorum.

Ne dersiniz?

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.