DOLAR

18,8301$% 0.01

EURO

20,1215% -0.45

STERLİN

22,5589£% -0.4

GRAM ALTIN

1.131,44%0,02

ÇEYREK ALTIN

1.879,00%-0,37

BİTCOİN

433439฿%0.80679

Akşam Vakti a 18:32
Karaman HAFİF KAR YAĞIŞLI -3°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Selçuk Şimşek

Selçuk Şimşek

07 Eylül 2022 Çarşamba

“Kitap Okumak”

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kitapları seviyor musunuz öyleyse hayatınız boyunca mutlu olacaksınız demektir.”

Jules Chore

Gerçekten severek okuduğumuz her kitap bize mutluluk verir.

Çünkü kitaplar bizlere başka insanlar, başka hayatlar, başka karakterler hakkında yeni bakış açıları kazandırır.

Yeteri kadar kitap okuyor muyuz?

Yapılan araştırmalara göre; Japonya’da toplumun yüzde 14’ü, Amerika’da yüzde 12’si, İngiltere ve Fransa’da yüzde 21’i düzenli kitap okurken, Türkiye’de yalnızca binde 1 kişi kitap okuyor.

Araştırma yapılan ülkelerden Japon’ya da bir insan yılda ortalama 25, İsviçre’de yılda ortalama 10, Fransa’da yılda ortalama 7, Türkiye’ de ise 10 yılda ancak 1 kitap okuyor.

Dünyada Doğu Asya ve Pasifik ülkeleri yüksek okuryazarlık oranları ile dikkat çekerken, Sahra Altı Afrika ülkelerinde ise düşük okuryazarlık oranları görülmekte.

Peki, ülkemizde durum nasıl?

Türkiye araştırma yapılan 179 ülke arasında 86. sırada yer alıyor. TÜİK’e göreTürkiye’de kitap ihtiyaç listesinin 235’inci sırasında kendine yer buluyor.

Kitap okuma oranında ise maalesef geçtiğimiz yıllara göre ciddi bir artış söz konusu değil.

Niçin kitap okumalıyız?

Kitap;

Aklın ilacı,

Ruhun gıdası,

Öngörünün sağlamlığı için okunmalı.

Bunun için;

Güzel demlenmiş mis gibi kokanbuharı üstünde bir bardak çayı alıp,

Bizi sarıp sarmalayarak bu dünyadan alıp götürebilecek kadar akıcı bir kitabı bulup,

Bir koltuk, bir şilte veya bir ağaç gölgesine oturmalı.

Kâğıdın kokusunu hissedip, sayfaların hışırtısı duyumsayıp, kitabın büyüsüne dalıp gitmeli…

Bunu alışkanlık haline getirip davranışa dönüştürüp çevremizdekilere iyi bir rol model olmalı.

Kitap okumak bize;

Hızlı karar veren, diri bir zihin, berrak bir düşünce yeteneği kazandırır.

Doğru, temiz, faydalı bilgi ile donanmış açık fikirli bir insan olmamızı sağlar.

Kelime dağarcığımız zenginleşir ve güzel konuşma yeteneğimiz gelişir.

Meramımızı ve muradımızı ifade etmede bizi ayrıcalıklı kılar.

Duygudaşlık, vizyonerlik ve inovatif düşünme konusunda benzersiz bir kişiliğimiz oluşur.

Anlama ve kavrama konusunda algılarımız açık olur, böylece analiz ve sentez yapma yeteneğimiz gelişir.

Farkındalık yaratan, hayranlık duyulan bir özgüvene sahip oluruz…

Sloganlar ve semboller toplumundan, ilkeler ve değerler toplumuna evrilmek için okumalı.

Dünden daha iyi, yarından umutlu olabilmek için bıkmadan, usanmadan, yorulmadan beynimizi çatlatırcasına okumalı…

 

 

 

 

Devamını Oku

Korku

Korku
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İnsanız…

Korkarız…

Korkular üzerine kurgulanmış bir hayat yaşarız. Yeni bir şey denemek, yenilmek, kaybetmek, başarısız olmak korkutur bizi. Bazen korkularımız öyle derinleşir ki kendi kendimize yarattığımız korkularımızdan da korkarız.

Ve sessiz kalırız.

Korkularımız bir salgın hastalık misali toplumu hale hale sarıp sarmalamaya başladığında, derinleşen toplumsal bir paranoyaya dönüşür.

Korku nedir?

Korku, iç veya dış dünyadan kaynaklanan bir tehlike olasılığı ya da birey tarafından tehlike olarak algılanıp yorumlanan herhangi bir durum karşısında yaşanan evrensel bir duygudur.

Korku, her şeyden önce sağlıklı ve insanın hayatta kalabilmesine yardımcı olan bir duygu halidir. İnsanda korku, stresli bir uyaran ile başlar.

Stresli uyaranın etkisi ile vücudumuz bedensel tepkiler verir. Sesimiz titrer, yüzümüz kızarır, kalp atışımız hızlanır, nefes almakta zorlanırız, bayılacak gibi oluruz.

Bu duyguları yaşadığımız an kişi olarak kendimizi en güçsüz ve çaresiz hissettiğimiz andır. Derin bir korku yaşıyoruzdur.

Bu süreçte beyinde salgılanan kimyasallar insana kaç ya da savaş der. Korku nihayetinde de kaç ya da kalıp savaş tepkisinin ortaya çıkmasına neden olan kimyasalların salınımıyla beyinde gerçekleşen bir zincirleme reaksiyondur.

Uzmanların araştırmalarına göre korkuların bir kısmı genetik yolu ile insana geçer. Yaşadığımız aile ve sosyal çevrede de korkularımızın büyük bir kısmını sonradan öğrenilir.

Sağlıklı bir insan korktuğu anda yaşadığı aşırı heyecan duygusu sonucu kalp krizi geçirip, hayatını da kaybedebilir.

Horatius “Korku içinde yaşayan adam asla hür değildir.” der.

Çoğu insanın anlatmaya korktuğu, çekindiği veya utanıp, sakladığı fobileri vardır. Aslında fobi de bir çeşit korkudur.

Normal şartlarda korkulmayacak belli durum ve nesnelere karşı ortaya çıkan korkuya fobi diyoruz. Korkumuzun olay ya da nesneyle orantılı olmadığını biliriz fakat bu gerçeği kabullenmekte zorlanırız.

“Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredersin.” der Friedrich Nietzsche

Aşırı stres ve kaygı sonucu yaşadığımız rahatsızlıklardan bir tanesi de panik ataktır. Panik atak geçiren kişiler genelde öleceğini hissettiklerini söylerler.

Bu düşünce kişide endişe, tedirginlik, gerginlik, sinirlilik ve çaresizlik gibi duyguların yaşanmasına neden olur.

Ancak panik atak kişiyi öldürmez!

Nihayetinde, ölüm korkusu her canlının hayatta kalma şansını artırmak için var olan doğal bir savunma mekanizmasıdır.

Korktuğumuzda vücudumuz sadece adrenalin salgılamaz, aynı zamanda serotonin gibi diğer kimyasallar da salınır. Bu kimyasallar beynimizin daha verimli çalışmasına yardımcı olur.

Bu yüzden korku aslında enerjidir.

Hatta bir motivasyon kaynağıdır.

“Korku işe yarayabilir ama korkaklık hiç bir işe yaramaz.” Mahatma Gandi

Devamını Oku

Kan Kusa Kusa Ölmek

Kan Kusa Kusa Ölmek
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Havalar çok sıcak. Adeta bunalıyoruz. Gözümüz ve gönlümüz gölge bir yer arıyor.
Hayvan dostlarımız da zor durumda. Sıcaklar karşısında onlarda çaresiz. Sığınacak güvenli bir gölgeye onların da ihtiyacı var.
Sizlere bugün kaplumbağalar ölmesin diye her gün 20 km yol yürüyen, onları rayların arasında sıcaktan ölmemeleri için kurtaran bir kahramanı anlatacağım.

(Mehmet Erbil isimli emekli bir TCDD memurundan alıntıdır.)

Ben TCDD’de yol kontrol memuru olarak günde 20 km yaya yol kontrolüne gittiğimde arazi sahiplerinin demir yolu hattı içerisine bıraktıkları kaplumbağaları hattın dışına alırdım.
Hattın içerisine bırakılan kaplumbağa, (ot yok, su yok) çaresizce ilerler hattın içerisinde, tepesinde güneşin kavurucu sıcağı, rayların sıcağı, balast taşlarının yakıcı sıcağına rağmen çaresizce ilerler.

Bir hemzemin geçide rastlarsa ray seviyesinde hattın içerisinden çıkar. Hemzemin geçit yoksa 20 cm yüksekliğindeki ray seviyesini aşamaz. Kilometrelerce giden kaplumbağa bu cihette çıkış yok diye geldiği istikamete geri döner.

Öğle sıcağı tepesine çöktüğünde, başını güneş istikametindeki rayın gölgesine uzatır, sıcaktan alev topuna dönen bedeni güneşin altında kalmaktadır.
Sadece başını rayın gölgesine uzatabilmektedir. Sıcak dayanılmaz olduğunda iç kanama başlar. Kaplumbağa kan kusa kusa ölür.
Ben görev yaptığım 30 yıl boyunca o kaplumbağalar için sırt çantamda 2 litrelik soğuk su taşırdım. Hattın içindeki kaplumbağaları hattın dışına çıkarıp gölge bir yere alıp üzerine soğuk su döker, avcumdan su içirir, yoluma öyle devam ederdim.

Kaplumbağayı hattın içinden elime eldiven takar öyle çıkarırdım. Çünkü çıplak elle tutulamayacak kadar sıcak olurdu.
Ben 30 yılda binlerce kaplumbağayı hayata döndürdüm ama yüzlercesini de başını rayın dibine uzatmış, kan kusa kusa ölmüş olarak gördüm.
Çiftçilere kaplumbağaları hat içerisine koymayın der, kaplumbağaların kan kusa kusa öldüklerini anlatırdım…

Gönlü güzel insan binlerce kaplumbağayı kurtarmış ama yüzlercesine de yetişememiş.
O kahraman insan emekli oldu. Tren raylarında zorda olan, darda kalan yardıma muhtaç kaplumbağalar ölecek mi?
İnsanlar kaplumbağaları kızgın tren raylarının arasında umarsızca kendi kaderleriyle baş başa bırakmaya devam ederlerse…

Evet ölecekler!
Biz insanoğlu bazen sorunlarımızı kısa yoldan çözmeye çalışırız. Sonuçlarını çok fazla düşünmeyiz. Biraz çıkarcı düşünür, menfaatçi yaşarız. Toplumcu düşünceden uzaklaşır sadece kendimizi düşünürüz.

Bencil adımlar atarak faydacı kazanımlar elde etmeye çalışırız. Benim işim hallolsun, benim sorunum çözülsün gerisi bana ne deriz. Başka insanları ve canlıları pek fazla hesaba katmayız.
Mehmet Erbil Bey emekli oldu diye; bir avuç yeme, bir parça yiyeceğe, bir kap suya ihtiyacı olan canlılar unutulacak mı?
Elbette unutulmayacak!

Mehmet Erbil Bey’in iyilik hareketi başka insanların bayrağı devralmasıyla kaldığı yerden devam edecek. Bayrağı devralan güzel insanlar, iyilik ve güzellikleri tüm evrene yayacak…
Yaymak zorunda!

İyi insanlar; gücü nispetinde, imkânları dâhilinde diğer canlıların yaşam alanlarını korumaya çalışmalı. Özgeci bir yaklaşımla hayvan dostlarımıza yardım etmeli.
Yaşamak için helalinden rızkını kazanan, alın terini toprağa damlatan vicdan sahibi insanlar diğer canlıların yaşam alanlarına da saygı duymalı…
Kaplumbağalar kan kusa kusa ölmemeli!

Devamını Oku

Yazarımız Selçuk Şimşek’in Kaleminden “Güven”

Yazarımız Selçuk Şimşek’in Kaleminden “Güven”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Güven; birine herhangi bir korku, kaygı, çekinme, şüphe ve tereddüt duymadan inanma ve bağlanma duygusudur.

Güven genellikle bir kişinin dürüstlüğüne olan inancımız olarak da tanımlanır.

Kişinin başka bir kişi, kişiler, kurumlar, olaylar ya da durumlar karşısında kendisinin fizyolojik ve psikolojik bir zarar görmeyeceğine dair yaşadığı duyguların toplamıdır.

Bu duyguyu yaşayan insanın söylem, eylem, tutum ve davranışları güvenin göstergesidir.

Bireyde güven duygusu doğumdan itibaren başlar: Anne bebeğin karnını doyurur, altını temizler ve sevgisini sunar, bebek de fiziksel ve duygusal ihtiyaçları karşılandığı için kendini güvende hisseder. Böylece bebek için anne bir güven kaynağına, bebekte aldığı olumlu mesajlarla güvenli bir bireye dönüşür.

Sosyal bir varlık olan insanın, günlük yaşam aktivitelerini düşünsel ve ruhsal anlamda sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi için asgari düzeyde güven duygusuna sahip olması gerekir.

Ayrıca güven hissi, insanların duygu, düşünce, ihtiyaç ve isteklerini muhataplarıyla daha rahat paylaşmalarını da teşvik eder.

Çünkü güvenin olduğu yerde dürüstlük, yakınlık ve destek vardır.

Güven; samimiyettir, içtenliktir, iletişimdir, inançtır, bireyi ve toplumu mutlu kılar.

Güven bir toplumu bir arada tutan en önemli ve temel değerlerden biridir.

Toplumda güven vermeye ihtiyacı olan ve güven duymaya ihtiyacı olan iki grup vardır. Bu gruplar huzurlu bir toplum için bir birlerine karşı güven tesis edecek tavır ve davranışlar geliştirmelidir.

Bireyler, esnaflar, kurullar ve kurumlar etkileşim için de oldukları paydaşlarına güven duygusu vermek zorundadır.

Çocuk, anne – babaya; eşler birbirine; aile komşuya; birey topluma; öğrenci öğretmene; toplum polise – jandarmaya; hasta doktora; davalı – davacı,  savcıya – hâkime; vatandaş devlete güvenmelidir.

Birey olarak güvenilir olmanın yolu; söylem ve eylem birliği konusunda tutarlılık, zaman kavramı konusunda duyarlılık, samimiyet ve inanmak ile ölçülür.

Toplumda sevgi ve güveni inşa etmenin yolu ön yargılarımızdan kurtulmaktan geçer.

Belirsizlik ve bilinmezlik güvensizlik ortamını besler ve büyütür.

Güven duygusunu; ailede, iş hayatında ve sosyal yaşamda tüketen en önemli unsurlardan bir tanesi de yalandır.

‘‘Bazı insanları her zaman kandırabilirsiniz, herkesi bazen kandırabilirsiniz, ama herkesi her zaman kandıramazsınız.’’ der Abraham Lincoln.

Bunun için yalan, dolan, hile üzerine kurulmuş ve kurgulanmış bir yaşam insanı huzur ve güven ortamından uzaklaştırır.

Robert Bosch “İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim” der.

Araştırmalar, güvenin ilişkilerde emniyet ve güvenç hissini artırırken, korunma ve savunma ihtiyacını azalttığını ortaya koyar.

Toplumda sarsılan ve yok olan güven duygusu, gelecekte bir arada olma idealini ve iradesini de yok eder.

Yaşamın her alanını güvenli kılmak için insan ilişkilerini sağlam temeller üzerine kurmamız gerektiğini unutmamak gerekir.

Hayatı, güven duyan ve güven duyulan emin bir birey olarak yaşama çabası ve gayreti içinde olmak dileğiyle…

Devamını Oku

Futbolu seviyoruz!

Futbolu seviyoruz!
3

BEĞENDİM

ABONE OL

Futbol heyecanı 5 Ağustos da yeniden başlıyor.

Başlayacak olan yeni sezona Futbol Federasyonu hazır; yeni başkan, yeni yönetim kurulu, oluşturulan yeni kurullar ve yeni kurallar.

Hakemler hazır!

Futbol tesisleri hazır; statlar yenilendi, zeminler bakıma alındı, seyircilerin konforu düşünülerek yeni düzenlemeler yapıldı.

Kulüpler hazır; yeni transferler yapıldı veya yapılmaya devam ediliyor. Yeni kadrolar kuruldu. Kombineler satıldı. Kamuoyuna mesajlar verildi. Hedefler belirlendi.

Şampiyonluk…

Seyirci heyecanlı; yeni oyuncular, yeni forma, yeni hedefler ve yeni bir başlangıç.

Spor medyası hazır!

Dostluk mesajları, iyi dilek ve temenniler…

Böylesine güzel ve heyecan verici başlayacak futbol iklimi ne kadar sürecek?

Futbol ülkemizde çok seviliyor. Futbolun paydaşları da bunun farkında. Futbol üzerinden mesajlar vermek, gündem belirlemek, geniş kitlelere ulaşmak çok kolay.

Genelde toplumsal ahlak tam manası ile tekâmül etmediğinden, özelde futbol iş ahlakı da gelişemiyor ve akamete uğruyor.

Ülkemizde sportif başarı için her yol mubah görülüyor. Kazanmak ve puan almak için yapılan her şey takdirle karşılanıyor.

Başarı kriteri, kıstası ve ölçütü çok net.

Şampiyonluk…

Güzel futbol, iyi mücadele, forma aşkı, harcanan emek, dökülen alın teri, centilmenlik futbol kültürümüz için fazla bir anlam ifade etmiyor.

Toplumsal denetimin yeterli olmadığı, öz denetimin gelişmediği bir futbol ikliminde; sporcular için hakemi aldatmak, haksız faul veya penaltı almak, meslektaşının haksız kart görmesine sebep olmak, seyirciye şirin ve sempatik gözükmek adına takım arkadaşını veya rakibini zor durumda bırakmak başarı sayılıyor.

Hakemler büyük takımların, seyircilerin ve basının etkisinde kalıp hata yapıyor. Penaltı vermede, faul çalmada, sarı ve kırmızı kart göstermede Video Yardımcı Hakem(VAR) olmasına rağmen kamuoyunu ikna edecek ve güven oluşturacak standardı tutturamıyor.

Kulüp başkanları ve yöneticileri kendi kulüpleri lehine yapılan hata ve yanlışlara ses çıkarmaz iken, aleyhlerine yapılan hata ve yanlışlarda ortalığı ayağa kaldırıyorlar. Hamaset ve popülizm gırla gidiyor. Kendi işlerinde çok başarılı olan yöneticiler, kulüp yönetiminde aynı başarıyı gösteremiyor.

Seyircinin tek derdi kazanmak; hakeme her türlü küfür, hakaret hak, karşı takım rakip değil düşman, kazanmak için her türlü kötülük, fenalık, hile ve desise normal. Sahada işler iyi gitmez ise kendi oyuncularına, yöneticilerine ve başkanlarına da atış serbest.

Dünyada futbol müsabakaları doksan dakikada biter. Ülkemizde ise maçlar bir hafta sürer. Maç bitmiş sonuç belli olmuştur ama televizyonların spor programlarında gergin ve rahatsız edici bir dille tartışma başlar. Yazılı basında tiraj kaygısı ile futbol paydaşlarını tahrik eden bir dil ve üslup tercih edilir. Ailede, iş yerinde ve sosyal cevrede bitmeyen kırıcı, incitici ve sonuçsuz tartışmalar hafta boyunca sürer gider.

Ülkemizde kulüplerimizin birçoğu ciddi borç yükü altında. Süper Lig yayın gelirleri azaldı. Futbolumuzun marka değeri hedeflerin çok uzağında! Her yıl çılgınca transfer yapılıyor. Teknik direktör ve futbolculara çok yüksek maaşlar ödenerek sözleşmeler imzalanıyor. İşler yolunda gitmeyince tazminatları veya alacakları ödenerek sözleşmeleri feshediliyor.

Futbolcu izleme komitelerimiz vasat! Oyuncu pazarlama konusunda yetersiziz.

Spor Toto Süper Lig, Avrupa’nın beş büyük ligine kıyasla topun oyunda kalma süresi en az olan lig konumunda.

Milli Takımımız FIFA Dünya Şampiyonasında yok. UEFA Avrupa Şampiyonasında yok. UEFA Uluslar liginde C grubundayız. Futbolun en büyük organizasyonu olan UEFA Şampiyonlar Ligine direkt katılım hakkımızı kaybettik. Şampiyon takımımız ön eleme maçı yapmak zorunda. UEFA Avrupa Liginde dişe dokunur bir başarı elde edemiyoruz.

Bu şartlar altında yeni futbol sezonu başlıyor.

Hadi hayırlı olsun…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.